İletişim

Video

Annesi çirkinliği yüzünden onu reddetti, ama 40 yıl sonra olan şey

Ekleme Tarihi:

-


Annesi çirkinliği yüzünden onu reddetti, ama 40 yıl sonra olan şey

VİDEO HEMEN AŞAĞIDA 

Çirkinlik ve güzellik nedir? Bir şeyin ya da bir bireyin güzelliğini belirleyen ne? Çirkin olduğuna kim karar veriyor? Güzellik ve çirkinlik sadece estetiksel olarak mı tanımlanmış? Kadın ya da erkek bireylerin güzelliklerinin tanımlanmasında ne etkili olmuş? Bunun gibi pek çok soru sorabiliriz ancak bu kavramlarla ilgili en başta söylememiz gereken mutlak olmadıklarıdır, toplumdan topluma, kültürden kültüre, dönemden döneme güzelin ya da çirkinin ne olduğunun farklılık gösterdiğini bilmek aynı zamanda işimizi de kolaylaştıracaktır. Örneğin; Hıristiyan dünyası canavarın, kötünün ya da çirkinin tanrının yarattığı olması nedeniyle güzel olduğunu düşünmüştür. Antik Çağda özellikle kadın güzelliği, vücudun kötü amaçla kullanılması olarak algılanmış, Rönesansta çirkinlik felsefi bir anlama dönüşmüştür. Öyle ki bu dönemin sanatsal kavrayışında çarpık vücutlular adeta zafer kazanmıştır. Benzer bir şekilde bir dönemin tanrıçaları doğurganlığı ve bereketi simgelemesi açısından, oldukça kilolu olarak tasvir edilirken başka bir dönemde tam tersi olmuştur. Bir Orta Çağ filozofu orantı ve uyum konusunda gotik bir katedralin boyutlarını benimserken, bir Rönesans insanı gotik olanı barbarca ve iğrenç olarak görebilmiştir.

Sanırım bu kavramların ne olduğu sorusu kadar bu kavramları belirleyenin ne olduğu sorusu da oldukça önem arz ediyor, genel olarak bu tarz durumsallıkların çeşitli dinsel, sanatsal ve kültürel pratiklerle birlikte, iktidar, ekonomik nedenler, etniklik gibi çeşitli belirleyenleri var.

Bu gün anladığımız anlamda özellikle insanın güzelliği algısı, Helenistik dönemin basmakalıp imgeleriyle oluşmuş görünüyor. Çünkü müzelerimiz beyaz mermerin beyazlığının da yardımıyla idealize edilmiş bir güzelliğin tasviri olan Apollo ve Afrodit heykelleriyle dolu ve bu heykeller ideal orantı olarak bilinen, tüm figürün bölümlerinin doğru vücut oranlarına bölündüğü Canon adı verilen bir sisteme göre yapılmış. Bu sistem yüz toplam uzunluğunun onda biri, baş sekizde biri, gövdenin uzunluğu dörtte biri olması gibi oldukça sistematik bir algıya dayalı. Böylece bu güzellik sisteminin dışında kalanlar çirkin olarak adlandırılmış. Bu algıya dikkatle baktığımızda güzel olanın öncelikli olarak beyaz olması gerektiği ve Canon oranına uygun olması gerektiğini görüyoruz, bu da bize neden Afrika kökenli siyah? olanların “çirkin”, “pis”, “kirli” olarak algılanıp toplum içinde öteki konumuna yerleştirildiklerine dair bir fikir veriyor. Aynı şekilde neden özellikle kadınların belli ölçülere sahip olmaları gerekiyormuş da bu ölçülerin dışında kalanlar “çirkin” olarak algılanıyormuş? Bunun da cevabı hakkında bir yorumda bulunabiliyoruz.

Güzellik ve çirkinliğin yalnızca estetiksel ve sanatsal anlamda değil sosyo-politik anlamda da farklı tartışmalara sahne olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Örneğin ünlü düşünür Marks güzel olanın değerinin para ile ölçülebileceğini savunuyordu, ona göre para her türlü güzel nesneyi satın alabilme ve edinebilme gücünü sağlıyordu, 1844 El Yazmaları Ekonomi Poltik adlı eserinde “Çirkinim ama kendime en güzel kadını alabilirim, bu sebeple çirkinliğin etkisi, hayal kırıklığına uğratan gücü, para ile iptal edilmiştir.” Diyordu. Güzelliğin ya da çirkinliğin para ile iptal edilip edilmeyeceği tartışılabilir ancak çirkin olanı belirleyen şeyin ekonomik bir sebebi olabileceği de yadsınamaz. Çünkü zarafet her zaman pahalı kumaşlar, renkler ve mücevheratla bağdaştırılmıştır ancak bu ayrıma yol açanın ekonomik etkenlerle birlikte, kültürel etmenleri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü bu durum her kültür ya da her birey için geçerli değildir. Bir topluluk bu durumu zarafet olarak değerlendirebilirken, diğeri sonradan görmüşlük, kendini beğenmişlik olarak da niteleyebilir.

Bu konuda üzerinde durmamız gerekenlerden biriside “güzellik” kavramının daha çok kadınlar üzerinden tanımlanmasıdır ki, özellikle modernizmin güzellik algısı kadınlar üzerinden şekillenmekte, tüketim kültürünün de etkisiyle kadın bedenine müdahale edilmektedir. Debord’ a göre duyumsal dünyanın üzerinde var olmasına rağmen kendini en mükemmel duyumsal olarak kabul ettiren imajlar seçkisinin bu duyumsal dünyanın yerine geçtiği gösteride tam anlamıyla gerçekleşen şey meta fetişizmi ilkesidir, “hem duyumsal şeyler hem de duyum üstü şeyler” tarafından toplumun tahakküm altına alınmasıdır. Kadının güzelliğinin tanımı içinde bu durum geçerlidir, çünkü artık her şey imajlar ve tek tip estetikler üzerinden şekillenmektedir. Ayrıca Debord, bu durumun nitel olanı dışlayan ve nicel olana öncelik veren bir anlayış olduğundan da bahsetmektedir. Ona göre nitel olanı dışlayan bu gelişme, bir gelişme olarak nicel bir geçişe boyun eğer: bu nedenle kadının güzelliği yalnızca dışarıdan algılamaya hapsedilmiştir, dardır, kalıpları vardır modern insanın özellikle de kadının doksan-altmış-doksanlık ölçülere boyun eğmesi bu dönemin estetik ve güzellik algısının sonucudur.