İletişim

Tarih

Ortadoğu’da akan kanla dalga geçmek isteyen

Ekleme Tarihi:

-


Ortadoğu’da akan kanla dalga geçmek isteyen

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra literatürde kullanımı yaygınlaşan “Orta Doğu” kavramını ilk defa Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan (öl. 1914), 1902 yılında National Review’de yayınlanan “The Persian Gulf and International Relations” başlıklı yazısında, Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır. Yazısında Basra Körfezi’nin stratejik önemi ile bölgede Alman İmparatorluğu, İngiltere ve Rusya’nın nüfuz mücadelelerini anlatmaya çalışan A. T. Mahan, “Orta Doğu” (Middle East) kavramını jeostratejik içerikte ve Süveyş’ten Singapur’a kadar uzanan deniz yolunun bir bölümünü anlatan bir bölge için kullanmıştır. Mahan’ın dışında The Times gazetesi dış politika editörü Valentine Chirol (öl.1929), Basra Körfezi’nin stratejik önemini, Almanya’nın bölgede inşa etmeye çalıştığı Bağdat demiryolunun Basra’ya kadar uzatılmasının İngiltere’nin bölgede ve Asya’daki çıkarlarına vereceği zararları anlattığı birkaç yazısına “Orta Doğu’nun Problemleri” başlığını koymuş ve kavramın kamuoyunda benimsenmesine katkıda bulunmuştur.

Mahan ve Chirol’un İngiliz diline kazandırdıkları “Orta Doğu” kavramı yirminci yüzyılın başlarında sözlüklere girmiş ve kitap adlarında görülmeye başlamıştır. Angus Hamilton, “Orta Doğu” kavramını Problems of the Middle East (London, 1909) kitabı ile bilim dünyasına taşırken Hindistan’da Kral naibi olan Lord Curzon, 1911’deki bir resmi konuşmasında kullanarak kavrama yarı resmî bir nitelik kazandırmıştır. “Orta Doğu” kavramı, “Şark” (Doğu) ve “Yakın Doğu” (Near East) kavramları gibi Batı merkezli bir kavramlaştırmanın ürünüdür. Bu kavramlaştırmada Avrupa dünyanın merkezi olarak kabul edilmekte ve dünyanın diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklarına göre “yakın”, “orta” ve “uzak” şeklinde kategorize edilmektedir.